Türk futbolu, özellikle son 25 sene içinde hem kulüpleri hem de milli takımı ile hafızalardan asla silinmeyecek maçlara şahitlik etti. Biz de TrScouts olarak “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözünü de dikkate alarak bu unutulmaz maçların incelemelerini ve taktiksel analizlerini sizlerle paylaşacağımız bir seriye başlıyoruz.

Türk futbol tarihinin en unutulmaz maçı hangisidir diye sizlere soracak olsak muhtemelen en fazla cevabı alacak olan maç ile, Euro 2008’deki Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçı ile de bu serinin başlangıcını yapıyoruz.

Türkiye’nin Euro 2008 macerasında İsviçre maçıyla yazmaya başladığı mucizelerle dolu “geri dönüşler” hikayesinin benzersiz kesitlerini sunan bu maçın incelemesi sizlerle.

Turnuva Öncesi

Türkiye, Euro 2008 Elemeleri C grubunda, son turnuvanın şampiyonu Yunanistan’ı Atina’da 4-1 yenmiş olsa da turnuva biletini son hafta Ali Sami Yen’de Bosna Hersek’i 1-0 yenerek alıyor ve Yunanistan’ın arkasından turnuvaya gidebiliyordu.

#GOATMoments

Bu turnuva, Türkiye’nin katılacağı üçüncü Avrupa Şampiyonası’ydı. Tarihimizde ilk kez katıldığımız 96’da acemiliğimizin kurbanı olarak ne gol atabilmiş ne de puan alabilmiştik, yalnızca İrlanda’yı değil “içimizdeki İrlandalılar”ı da yenip katıldığımız ikinci turnuvamız Euro 2000’de ise önce İsveç karşısında puanla tanışmış daha sonra ise ev sahibi Belçika’yı yenip adımızı çeyrek finale yazdırmış, burada Portekiz’e takılmıştık ama gelişim çok barizdi. Euro 2004’ü ise pas geçip komşuyu kazanırken izlemiş, Euro 2008’e hazırlanmaya başlamıştık.

Rakip Çek Cumhuriyeti ise elemeleri Almanya’nın önünde bitirerek turnuvaya gümbür gümbür geliyordu adeta. Zaten uluslararası turnuvalarda bize göre çok daha tecrübeli bir takımdılar ve 2004’te yarı finale kadar yükselirken bizim ilk turnuvamız olan 96’da finalist olmuşlardı.

İsviçre ve Avusturya’nın ev sahipliğinde düzenlenecek bu Avrupa Şampiyonası’nın kura çekimleri, 2 Aralık 2007’de İsviçre’nin Luzern kentinde yapılmış ve Türkiye; ev sahibi İsviçre, son turnuvanın yarı finalisti Çek Cumhuriyeti ve Eurolar’daki gedikli rakibi Portekiz ile aynı gruba düşmüştü.

Maç Öncesi

A Grubu’nun ilk hafta maçlarında Ay-Yıldızlılarımız Portekiz ile, Çek Cumhuriyeti ise ev sahibi İsviçre ile karşılaştı.

Türkiye, ilk yarısı berabere biten maçta Portekiz’e Pepe ve Raul Meireles’in golleriyle 2-0 boyun eğerken bu iki ismin dışında Bosingwa, Simao, Fernando Meira, Nani, Bruno Alves, Hugo Almeida ve Ricardo Quaresma gibi daha sonra ülkemizde oynarken de izleyeceğimiz 7 oyuncu Portekiz kadrosunda yer alıyordu.

Çek Cumhuriyeti ise ev sahibi İsviçre’yi tek golle geçerek turnuvaya iyi bir başlangıç yapmıştı.

İkinci hafta grubun güçlü ekibi Portekiz ile karşılaşma sırası Çek Cumhuriyeti’ndeydi ve Portekiz, bu sefer de Çekler’e 2 fark atıyor, maçı 3-1 kazanıyordu.

Milli takımımız ise kaybettiği takdirde iki takımın da kesin olarak turnuvaya veda edeceği maçta, gurbetçilerimizin yoğun desteği sayesinde ev sahibi İsviçre karşısında kendisini konuk takım gibi hissetmiyor fakat yoğun yağış altında adeta göle dönen sahada kimse ne oynadığını anlamazken Volkan’ı geçen Eren Derdiyok’un pasında Hakan Yakın topu boş kaleye gönderiyor, işimiz de artık iyiden iyiye mucizelere kalıyordu.

İkinci yarı zemin biraz daha kurumuş, futbol oynanabilir hale gelmişti. Devrenin başında oyuna giren Semih, Nihat’ın ortasında muhteşem yükselmiş altının ortasıyla topu kaleye sokmuştu ve umutları tekrar yeşertmişti. Fakat beraberlik bir anlam ifade etmiyor, daha fazlası gerekiyordu ve o daha fazlası, Arda’nın bireysel çabasıyla 90+2’de gelecekti. Onun önünü boşaltıp vurduğu top, savunmaya da çarpıp ağlarda kalan su taneciklerini düşürürken Türkiye’nin hikayesi de yazılmaya başlanmıştı.

İkinci maçlar sonunda A Grubu’nda oluşan tabloda Portekiz gruptan çıkmayı garantilemiş, ev sahibi İsviçre turnuvadan ilk elenen takım olmuştu. Umudunu son anda yeniden dirilten ve son maça taşıyan Türkiye ile Çek Cumhuriyeti de gruptan çıkmak üzere kozlarını paylaşacak ve bu iki takımın mücadelesinden galip çıkan, çeyrek final biletini kapacaktı. Tam bir “winner takes all” maçıydı. Her iki takımın da puanları ve attıkları ile yedikleri goller eşit olduğundan maçın 90 dakika sonunda berabere bitmesi halinde ise hemen seri penaltılara geçilecekti.

Türkiye aslında turnuva boyunca musallat olan sakatlık belasının ilk izlerini her maç gördü, Fatih Terim muhtemelen sadece Portekiz karşısında ideal 11’ini sahaya sürebildi. Hem fiziksel hem mental açıdan aşırı yorucu geçen İsviçre maçı her ne kadar kazanılmış olsa da bir yandan da bizi tüketmişti. Kaptan Emre Belözoğlu ve Gökhan Zan’ı yalnızca Portekiz karşısında kullanabilmiştik, İsviçre maçı sonrası ise Tümer’i kurban vermiştik ve bu isimlerden faydalanamayacaktık. Hakan Balta, Servet Çetin, Emre Aşık gibi isimlerde de sıkıntılar vardı ve durumları maç saatinde belli olacaktı.

Türkiye, İsviçre maçının devre arasında oyuna dahil olarak maçın gidişatını lehimize değiştiren Mehmet Topal ve Semih Şentürk ile maça başlıyor, İsviçre maçını kazanan 11’den yalnızca Emre Aşık, sakatlığı nedeniyle kulübeye geçerek yerini milli formayı ikinci kez giyecek olan Emre Güngör’e bırakıyordu. İsviçre maçında ön liberoyu ve forveti ikileyip oyunu kanatlara atılan toplar üzerinden ilerletmemiz iyi sonuç vermişti, bu maçta da 4-2-2-2 ile yerleşerek bu planı uygulamayı hedefliyorduk.

Çek Cumhuriyeti’nin sakatlıktan yoksun kadrosunun iskeleti ise belliydi. Her iki maçta da 4-3-3 dizilişi tercih edilmiş, Portekiz maçında Koller’in yerine Milan Baros ilk 11’de başlamıştı. 2,02’lik dev Jan Koller, Portekiz maçında yedek başlasa da takımın santrforda birinci tercihiydi ve Rosicky’nin sakatlığı nedeniyle olmadığı turnuvada hücumlar onun ve ona atılan uzun topların üzerinden şekilleniyordu. Her ne kadar maç öncesi Koller-Baros ikilisinin kullanılabileceği iddia edilse de teknik direktör Karel Brückner, orta saha bütünlüğünü korumayı tercih ediyordu.

Maç tam olarak beklendiği gibi başlıyor, ileri şişirilen bir topu Koller indirince şut fırsatı yakalayan Çekler henüz 10.saniyede kalemize şut atmayı başarırken biz de rakibimizin nasıl oynamayı planladığına dair ipuçlarını alıyorduk. İlerleyen dakikalarda Türkiye, uzun topları kanatlara açılan santrforlar Semih ve Nihat’a veya sağ kanattaki Tuncay’a göndererek etkili olmaya çalışırken Çek Cumhuriyeti Koller’e oynama isteğini devam ettiriyor, bu uzun topların ardından tehlikeli noktalardan serbest vuruş da kazanıyordu ki bu da Koller’i topla buluşturmak için kullandıkları yöntemlerden bir tanesiydi. İlk 13 dakikada 4 duran top kullanan Çekler, bunların 3’ünde toplara ilk dokunan olmayı başarıyordu.

adar büyük boşluk bırakmışlardı ve bunda Kazım’ın Sabri’ye kıyasla daha yakın markaj gerektiren bir oyuncu olması kadar onun kenara kaydığında yaratacağı boşluğu değerlendirecek Hamit gibi bir oyuncunun sağ bekten orta sahaya kaymış olmasının da etkisi vardı. Yani Fatih Terim’in önce ikinci yarıya başlarken Semih-Sabri değişikliğiyle Tuncay’ı ortaya kaydırıp orta sahada ekstra bir adam sağlayarak yaptığı rakip alana yerleşme planı tutmuş, ardından da Kazım’ı sağ kanat için oyuna sürerken Sabri’yi sağ beke, Hamit’i de orta kaydırma hamlesi sonuç vermişti. Geri dönüşün habercisi olan gol, tüm bu hamlelerin bir meyvesiydi adeta.

Golden sonra Çekler, Plasil-Kadlec değişikliğiyle etkinliğimizin tavan yaptığı sağ kanatta güvenliği arttırmış, savunmayı daha da geriye çekmişti ve Koller’i dahi maç boyunca hiç olmadığı kadar geride görmeye başlamıştık. Bu bölümde ikinci yarıdaki gezici ve serbest rolünü daha da net göstermeye başlayan Arda’nın sağ kanatta Kazım’a hazırladığı pozisyonlarda etkili ortalar da yapıyorduk fakat bu ortalar isabet bulmuyordu.

Maçın 87.dakikasında yine sağ kanattan ilerlediğimiz bir atakta Hamit’in yaptığı orta yine isabet bulmuyor fakat Petr Cech, muhtemelen golden sonra ortaya koyduğumuz arzumuzu göz ardı etmek istemiyor ve topu elinden kaçırarak golü Nihat’a armağan ediyordu. Daha 20 dakika önce “ama adamların da çok sağlam savunması var” dediğimiz maçta şimdi, bitime 2 dakika kala “bir gol daha neden olmasın?” diyorduk.

Çekler paniklemiş ve hatta dağılmışlardı. Yani gerçekten de neden olmasın’dı. 75 dakika boyunca ufacık bir boşluk bile bırakmayan Çek savunması Nihat’ın ikinci, takımımızın üçüncü golünden önce aşağıdaki görüntüdeki gibi amatör bir şekilde Hamit’i karşılıyor, maçın yıldızlarından Hamit de orta sahada oynamasının ne kadar doğru bir tercih olduğunu gösterircesine Nihat’ı topla buluşturuyordu. Nihat’ın vuruşunda direkten gelen ses ile topun içeri girmesi, sonrasındaki sevinç çığlıkları ve Tuncay’ın sevinirken yaptığı artık simgeleşen o yüksek atlaması, sahadaki inanmış 11 adamın hak ettiğinden 1 gram bile az değildi.

Maç her ne kadar bitmiş olsa da bitmemişti.

Bu maça sığacak bir drama daha vardı. Yine uzun dikilen bir topta Volkan topu yumruklamış, Çekler kaleyi bulamamıştı ve top da Sabri’nin kontrolünde dışarı çıkmıştı ama Volkan, yine kendine hakim olamamıştı ve Rıdvan Dilmen’in 70 milyonu temsilen attığı “yapma” naraları eşliğinde zaten kendini yere atan Koller’i itmişti. Bunun cezası tartışılamazdı, kırmızı kart. “Oyuncu değişikliği hakkımız da dolalı” zaten yarım saat olmuştu ve böylelikle maçın bana göre ateşleyicisi Tuncay Şanlı, Volkan’ın formasını giyiyor, bir yandan dua ederken diğer yandan da arkadaşlarını çok geri çekilmeyin diye uyarıyordu. Neyse ki kalan sürede Çek Cumhuriyeti, Tuncay’ın kalecilik yeteneklerini test etme fırsatı bulamadı ve Volkan’ın bu fevri hareketi bir faciaya yol açmak yerine adrenalini yükselten bir olay olarak kaldı.